Escola de Cultura de Pau
CatalanEspañol (spanish formal Internacional)English (United Kingdom)
FacebookTwitter
Informes i articles
Entrevista amb Vicenç Fisas, Cumhurriyet (Turquia) PDF Imprimeix Correu electrònic
dimarts, 15 de desembre de 2015 11:13

Vicenç Fisas, Director de l'Escola de Cultura de Pau, Universitat Autònoma de Barcelona.

[Haber görseli]


Yıl 1987. Güney Sudan’da silahlı muhalif grup SPLA ile Sudan Silahlı Kuvvetleri arasındaki savaş başlayalı 3 yıl olmuştu. Bağımsızlık isteyen Güney’de şehirler güvenlik güçleri tarafından kuşatılmıştı. Şehirlere giriş ve çıkışlara izin verilmediği gibi gıda yardımı da yapılmıyordu. Ölü sayısı 1.5 milyonu bulmuştu. O tarihte Güney Sudan’ı ziyaret eden heyetin içinde yer alan dünya çözüm süreçleri mimarlarından Vicenç Fisas da vardı. “Asla iki yıl içerisinde bir barışın olabileceğini düşünmemiştim. Ama iki yıl sonra barış masasına oturuldu” diyor Fisas, Türkiye’de bugün yaşanan benzer durumu hatırlattığımızda.

Vicenç Fisas, Türkiye Barış Meclisi’nin davetlisi olarak üç gün boyunca Türkiye’de deneyimlerini aktardı. Bir de üç kritik görüşme yaptı. Türkiye Barış Meclisi Sözcüsü Hakan Tahmaz ile önce bugün sürecin tek muhatabı olan Kamu Güvenliği Müsteşarlığı ile ardından HDP ve CHP temsilcileri ile görüştü. Hem onların sorularını yanıtladı hem de önerilerini sıraladı. Barış Meclisi’nin haftasonu düzenlediği konferansta vurguladığı “dili silahsızlandırma” önerisi Türkiye’de birçok kişinin başının belaya girmesine yol açmıştı. Oysa Fisas’a göre “Çatışmayı sonlandırmak istiyorsanız ‘terörist’ kelimesini kullanmayacaksınız”. Tüm dünyada ‘terör örgütü’ listesindeki örgütlerle müzakereler yapılmıştı, yapılıyor. Buna dayanarak müzakereleri sonlandırmak yanlış.

BARIŞ SÜRECİ YOK

Yaptığı görüşmeler, izlenimler ve konuşmaların ardından mevcut duruma baktığı zaman umutsuz konuşuyor Fisas: “Maalesef bir barış süreci şu anda yok Türkiye’de.”</Fisas’a göre barış sürecinin olması için gereken üç şart var ve bunların hiçbiri de bugün Türkiye’de yok: “İlk şart sorunun varlığını kabul etmek. İkincisi sorunun tanımıyla ilgili aşağı yukarı paylaşılır şeylerin olması. Yani ‘bu sorunun doğma nedenleri, tanıları nelerdir’. Üçüncü koşul ise sürecin aktörleri olan kişilerin sürece dair inançlarının olması, tamamen iyi niyetli olmaları, başlarken bu işi çözmeye yönelik iyi niyetli yaklaşım ve güven duygusuna sahip olmaları gerekir. Bu üç koşul oluştuğunda başarı kaçınılmazdır, gerisi sadece metodolojidir.

ERDOĞAN’A ÖNERİ

Türkiye’de kısa bir süre önce bu koşulların oluştuğunu ve sürecin başladığını ancak ‘Kürt sorunu benim sorunumdur’ diyen Erdoğan “Ne Kürt sorunu ya’ noktasına gelince çözümün de sekteye uğradığını anımsatıyorum Fisas’a. Ve soruyorum “Erdoğan nasıl ikna edilebilir ya da o ikna olmadan bir süreç başlayamaz mı?

“Sayın Erdoğan’a önerim eski durumuna dönmesi yani zamanında bir sorunun varlığının kabul etti ve hatta bu konuda bazı jestlerde bulundu. Doğrusu yine o yaklaşımına dönmesi” diyor ve kritik bir analizde bulunuyor: “Barış inşa süreci hiçbir zaman politik kaygılarla ele alınmamalı. Çok tutarlı olmak gerekir. İyi niyetin, bir iradenin olması gerekir. Politik gelgitlere kurban etmemek ve onlara bağlamamak gerekir. Erdoğan’a hatırlatmak isterim ki son 30 yılda çözümlenen sorunların dörtte üçü masada çözümlendi.”

SİVİL TOPLUM KURAR

‘Terör’ konusunun altını çizme ihtiyacı duyuyor Fisas: “Türkiye’deki gibi bir Kürt sorununun varlığını tanıma gibi bir sorun varsa sadece ‘terörizm’ sorunu var deyip de işin içinden çıkamayız. Bütün çatışmaların olduğu yerlerde aktörlerden bazıları tarafından uygulanan terörist eylemler, aktiviteler olmuştur, olur. Zaten barış süreçlerinin amacı da bunları ortaya çıkaran ortamı sona erdirmektir.”

Peki, yapılması gereken ne?

Fisas’a göre, tarafların bu konudaki düşüncelerini, durumlarını açıklamaları gerekiyor. Bunun için de parlamento zemini kullanılmalı. “Konuşulmalı” diyor Fisas, genel kurul salonunda, grup odalarında çay içilirken bile konuşulmalı. Bütün parlamento binası bunun için kullanılmalı ve parlamento binası üzerinde bir barış inşa edilmeli. Üstelik hiçbir sandalye boş kalmadan. Çünkü , “Tanrı hiçbir çatışmayı sonsuza dek sürsün diye planlamadı.”

Politik aktörler barış düşüne sahip değillerse bunu toplumun diğer kesimleriyle inşa etmeye başlamak lazım. “Sivil toplum örgütleri, dini kurumlar, işinsanları, sanatçılar. Nihayetinde hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve buradan başlayabiliriz” diyor.

Türkiye’deki durumun dünyadaki birçok olay ile benzemediğine dikkat çekiyor Fisas: “Bu tür çatışmaların hemen hepsinde ortak olan bir şey var. Talepte bulunan gruplar en üst aşamada bağımsızlık isterler. Hükümet ve devletler de onlara en azını vermeye uğraşır. İkinci durumda bu çatışmalarda taraflardan biri gücü ele geçirmeye çalışır. İşin pozitif tarafı Türkiye’deki durum esas itibarıyla bu ikisine de denk gelmiyor."

Fisas, Türkiye kamuoyundan ve siyasilerinden daha gerçekçi bir okumayla devam ediyor: “Çünkü Türkiye’de ne gücü ele geçirmek gibi bir amaç var ne de bağımsız olmak gibi bir hedef. Aksine en temel düzlemde bir talep var; o da tanıma ve bu tanımaya bağlı birlikte yaşam alanı. PKK’nin varlığı problemin bir nedeni değil, bir sonucu. Bu anlamda da işin özüne dönmemiz gerek. Ve esas itibarıyla bu sorun çok daha basit bir şekilde çözümlenebilir. Küçük jestlerle başlanabilir.”

KOLOMBİYA’DA KOLUMA İDDİAYA GİRDİM, TÜRKİYE’DE BIYIĞIMIN TELİNE GİRMEM

Türkiye’de herkesin merak ettiği şey “hükümetin bu süreci nereye götüreceği”. Fisas’a deneyim ve izlenimleriyle bu soruya nasıl yanıt verebileceğini soruyorum. Manidar bir giriş yapıyor: “Başkanla konuşma imkânım olmadı.”

Deneyimlerinden yola çıkarak devam ediyor: “Kolombiya’da hem televizyon hem de gazetecilerle iddiaya girdim. Dedim ki önümüzdeki yılın sonuna doğru barış anlaşması imzalanmazsa kolumu keserim. Ama Türkiye’de bıyığımın bir teline bile böyle bir iddiaya giremem.”

O nedenle diyor ki, ilk adım çok basit o da elini uzatmak ve buyurun konuşalım demek. Bu olduktan sonra sıra metodolojiye gelecek. Ve tekrarlıyor, “Şu anda PKK’nin silahsızlandırılmasını konuşmak çok da anlamlı olmuyor, başlangıcı yapamadığımız için. Bütün dünyadaki örneklerde silahsızlanma son aşamadır.”

Bir başka örnek anlatıyor.1976’da Endonezya’nın Açe bölgesindeki silahlı muhalif grup GAM (Özgür Açe Hareketi) bağımsızlığını talep etti. Anlaşmazlık 15 bin kişinin ölümüne yol açtı. 2004’ün Aralık ayında Açe’de tsunami 170 bin kişinin ölümüne yol açtı: “Bu tsunami sorunun yedi ayda bitmesini sağladı. Taraflar bu kadar ölüm üzerine biz ne yapıyoruz dedi ve yedi ay içinde bir çözüme ulaştılar.

Türkiye’de sivil, politik tsunaminin gerçekleşmesi için bu kadar ölüye gerek yok. Yapılması gereken çok basit bir tanımayı gerçekleştirmek. Ve bunu zenginlik olarak görmek.”



Veure més: http://www.cumhuriyet.com.tr
 

Plaça del Coneixement - Edifici MRA (Mòdul Recerca A), UAB, 08193 Bellaterra, España - Tel. (+34) 93 586 88 42 
    Fax. (+34) 93 581 32 94 - escolapau@uab.cat