Escola de Cultura de Pau
CatalanEspañol (spanish formal Internacional)English (United Kingdom)
FacebookTwitter
Informes i articles
Entrevista amb Vicenç Fisas, Özgur Gündem (Turquia) PDF Imprimeix Correu electrònic
dimarts, 15 de desembre de 2015 11:56

Vicenç Fisas, Director de l'Escola de Cultura de Pau, Universitat Autònoma de Barcelona.

Demokratik çözüm sürecinin yeniden başlaması için devletin ilk olarak Kürt sorununu kabul etmesi gerektiğini belirten Fisas, sürecin yeniden başlaması için Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve gerekli koşulların oluşturulması gerektiğini söyledi

İSTANBUL - Müzakere ve barış süreçlerinde çok sayıda dünya örneklerini araştırarak “Dünyada Barış Süreçleri” kitabında bir araya getiren Barcelona Otonom Üniversitesi Barış Kültürü Okulu kurucusu ve direktörü Vicenç Fisas,  artan devlet terörünü yerinde incelemek ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından “Buzdulabına” kaldırılan çözüm sürecini incelemek için Türkiye’de bir dizi temaslarda bulundu. Yaptığı bu temaslar hakkında gazetemize konuşan Fisas, Kürt sorununu ve Türkiye’de artan çatımalı süreç hakkında değerlendirmede bulundu.

* Dünya örnekleri çerçevesinde Kürt Sorunu’na bakıldığında temel sorun sizce nedir?

Kürdistan’da da çatışmanın temeli Kürt halkının temel olarak tanınmamasıdır. Diğer örneklerde  böyle bir şey yok. Oralarda daha çok ya bağımsızlık ya da otonomi konuşuluyor. Burada bir gerçekliğin inkarı söz konusu. Temel sorunda bu. ilk olarak bunu çözmek lazım. Yani devlet tarihsel bir sorun olduğunu kabul edecek ve bunu barışçıl yollarla çözülebileceğini kabul edecek, diğer örnek ülkelerde olduğu gibi. Bu noktadan sonra yönetim, çözüm tarzı tartışılır.

* Devlet tarafından bitirilen çözüm sürecinin yeniden başlaması için ne yapılmalı?

Şuan burada herhangi bir görüşme yok. Maden şimdi görüşmeler yok ve daha öncede bu görüşmeler samimi olarak yapılmamış ise şimdi müzakerenin biçimini, metodunu tartışmak yerine bu çok daha temel sorunu çözmeliyiz. Burda devlete düşen ise bu sorunu kabul etmekten geçer. Bu yüzden her şeyden önce sorunun adı konuşmalı ve sorunlarda masada çözülmeli.  Sonra her iki tarafın talepleri ortaya konur ve bunların müzakeresi yapılır. Bütün durumlarda sorunların yüzde 70’i masada çözüldü. Türkiye’de bundan muaf mıdır, değildir. Yine dünya örneklerinde taraflar bir birlerini terörist olarak gören uslup kullanmazlar. Ama burada bunu görebiliyoruz, buda şu anda ortada samimi bir irade olmadığını gösteriyor. Bu şekilde kısa vadede çatışma sonlanamayacak.

* Çözüm sürecinin gelişmesinde sizce taraflar üstüne düşen görevi yaptı mı?

Biliyoruz ki PKK çok sayıda tek taraflı ateşkes ilan etti. PKK öyle yaptığı zaman, FARC’da yapmıştı zamanında, bunlar karşı taraf için olumlu çıkışlar yapabileceği önemli fırsatlardır. Ama bu olmadı tam tersi oldu. Oslo’daki görüşmeler başarısızlığa uğradı. Normalde bu tür görüşmelerden sonu alınmaması, bir tarafın ikna olmamasından kaynaklanıyor. Sen sorunun adını koymadıktan sonra zaten en başa dönmüş oluyorsun. Tanınma ileride daha sağlıklı bir müzakerenin oluşmasının temelidir.

Üstelik Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin ilk maddesini Türkiye’de imzaladı. Bunu imzalayan bütün ülkeler sorunlarını barışçıl yollarla çözmeyi kabul etmiş olur.

* Çözüm süreci boyunca Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tecrit altında tutulmasını süreç üzerinde nasıl bir etkisi var ?

Ben anlayamıyorum, bu süreçte Abdullah Öcalan nasıl tecrit altında tutulabilir. Oysa müzakereci her zaman kendi grubu ile ilişki içerisinde olması, devlet ve diğer kesimlerle temas halinde olabilmeli. Başka ülkelerde sorunun çözümü için cezaevleri müzakere bürosu olarak kullanılabiliyor. İstediği insanlarla görüşebiliyorlar. Benim devlete mesajım, Öcalan’a uygulanan bu tecridin bir anlamı yok, hemde avukatları ile görüştürülmemesini hiç anlayamıyor. Tam tersi onunla iletişim kolaylaştırıcı yöntemler uygulanabilir. Bunu yaparlarsa sorun daha kısa sürede çözülebilir. Öcalan’a yapılan tecrit kabul edilemez.

* Bu tür süreçte gözlemci heyetinin önemi nedir?

Dünyada bu tür sorunların çözümünün yüzde 80’ininde 3’üncü göz bulunur. Bu işleri kolaylaştırır. Bu sorunun çözümünde her zaman yararlı olmuştur. Türkiye bunu her zaman red etti. Bu hakkı var ama bu ret edilir bir şey değil. Onlar sorunlarınızı çözmek için değil, diyalogu geliştirmek için vardırlar. Bunlar bu sürecin şahididirler. Tarafların bir birini anlamak istemediği yerlerde gözlemciler gözlemlerini ortaya koyar. Müzakerlerde her zaman bir birini anlama sorunu vardır. Üçüncü  taraflar olduğu zaman daha sağlam bir yol alınır.

* Kürdistan’da ilan edilen özyönetimler hakkında ne düşünüyorsunuz ve yükselen tansiyonun düşmesi için ne yapılmalı?

Özyönetimler, Kürtlerin tekrar diyalog ve müzakereye dönmek için başvurdukları bir yol olarak görüyorum. Bir defa iki tarafın çözüme gitme iradesi oluştuğunda, tansiyon düşürülebilir. Böyle durumlarda PKK ateşkes ilan etmeden, silahları azaltabilir ve silahlarını susturabilir, devlet te bunu yapmalı, Kolombia’da bu oldu ve işledi. Orada ateşkes ilan edilmedi ama karşılıklı olarak yavaş yavaş tansiyon düşürüldü. FARC tek taraflı ateşkes ilan etti ve devlet kampları vurmama yönünde tavır geliştirdi. Bu şekilde zamanla tansiyonn düşürüldü. Fakat bunun olması ve hükümet ilk görev olarak, sorunu kabul ederek, çözümü kabul etmesi önemliydi.

Sorun kamuoyu önünde tanınmalı

Kürt sorunun barışçıl yola girmesi bölgeye çok önemli bir etki yapacağını ifade eden Fisas, “Çözüm bir tek müzakere ile gelebilir. O yüzden en önemlisi kamuoyunu önünde sorunu kabul etmektir. Bunu tanıdıktan sonra yavaş yavaş adımlar atılabilir, mesela silahla susar. Gerçi burada hemen PKK’nin silahsızlanmasından bahs etmek doğru değil. Bu ancak müzakerenin sonunda olabilecek bir şey” dedi.



Veure més: http://www.ozgur-gundem.com
 

Plaça del Coneixement - Edifici MRA (Mòdul Recerca A), UAB, 08193 Bellaterra, España - Tel. (+34) 93 586 88 42 
    Fax. (+34) 93 581 32 94 - escolapau@uab.cat